Çok sesli müzik eğitimi, senfonik orkestra ve müzikli sahne oyunları yurdumuza Atatürk zamanından önce gelmiş olsa da; çok gelişmiş bir musıki kültürünün temel birikimleri olan bu kuruluşlar, asıl Atatürk döneminde ve onun kişisel ilgisiyle kurumlaşmıştır. Latin harflerinin kabulü ve dil devriminin yanı sıra; Atatürk dönemi kültür değişmelerinin en önemlisi ve en verimlisi musıki alanında gerçekleştirilmiştir.
Çağdaş Türk Müziği’nin yapıtaşlarını oluşturan Türk Beşleri:
Cemal Reşit Rey
Ulvi Cemal Erkin
Hasan Ferit Alnar
Ahmet Adnan Saygun
Necil Kazım Akses
Türk Beşleri’nden bahsetmeden ve bu büyük olayı ana hatları içinde göstermeden önce, Türkiye’de Cumhuriyetin ilanı sırasındaki musıki kurumlarını kısaca gözden geçirmek gerekir.
Türk Beşleri için hazırladığım Besteciler Arşivine bakabilirsiniz.
Atatürk Dönemi Öncesi Musıki Kurumları
Cumhuriyet ilan edildiğinde Türkiye’de İstanbul merkezli iki önemli musıki kurumu bulunmaktaydı: Muzıkay-ı Hümayun ve Darülelhan.
Muzıkay-ı Hümayun: 1828 yılında II. Mahmud tarafından kurulmuştu. 1826’da Yeniçeri teşkilatının kaldırılışıyla birlikte Mehterhane lağvedilmiş, yerine Avrupa askeri bandolarına benzeyen bir teşkilat kurularak başına Guiseppe Donizetti getirilmişti. Çok sesli müziğin devlet eliyle ilk kurumlaşması bu şekilde oldu. Cumhuriyetin ilanı sırasında kurumun başında bulunan Osman Zeki Bey, Saray Orkestrasıyla I. Dünya Savaşı yıllarında yurt dışında senfonik konserler vermişti.
Darülelhan: 1916 yılında Maarif Encümenine bağlı olarak kurulan bir musıki eğitim kurumuydu. Burada Türk ve Batı musıkisi eğitimleri birlikte sürdürülmekteydi.
Cumhuriyet öncesi çok sesli müzik ürünlerinin en yaygın türü askeri marşlardı (Mahmudiye ve Mecidiye marşları gibi). Sahne eserleri alanında ise Dikran Çuhacıyan’ın 1875’te temsil edilen “Leblebici Horhor Ağa” opereti dikkat çekmekteydi. Senfonik müzik alanında ise Türk asıllı bir bestecinin eserine dair ciddi bir icra kaydı bulunmamaktaydı. Bu dönemin en dikkate değer iki çok sesli müzik bestecisi, Adnan Saygun’un ilk öğretmeni olan İsmail Zühtü Kuşçuoğlu ve İstiklal Marşı’mızın orkestrasyonunu hazırlayan Edgar Manas’tır.
Cumhuriyetin İlanı ve Milli Müzik Anlayışı
Cumhuriyetin ilanıyla birlikte çok sesli müzik alanında devralınan birikim bu yöndeydi. Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin, çok uluslu Osmanlı yapısından farklı olarak siyasi birlik, kültür ortaklığı ve özgür vatandaşlık esasına dayanan bir “Milli Devlet” kültürüne ihtiyacı vardı.
Atatürk’ün deyimiyle “muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkmak”, yani çağdaşlaşmak hedefleniyordu. Milli olmak ve çağdaşlaşmak, birbirini tamamlayan iki kültür ilkesiydi. Ancak zamanla bu iki kavram birbirine karşıt hale getirilerek “Türk Musıkisi – Batı Musıkisi” veya “Tek Sesli – Çok Sesli” gibi yapay düşmanlıklar yaratıldı.
Ankara’da Yükselen Yeni Sesler ve Kurumsallaşma
Atatürk’ün musıki alanındaki ilk icraatı, 1924 yılında Saray Orkestrasını Ankara’ya getirerek bugünkü Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası olan “Riyaseti Cumhur Musıki Heyeti”ni kurdurmak oldu. Ayrıca Ankara’da “Musıki Muallim Mektebi” açıldı.
Riyaseti Cumhur Musıki Heyeti’nin 11 Mart 1924 günkü ilk konseri, Osman Zeki Üngör’ün “Cumhuriyet Marşı” ile başladı ve ardından Beethoven’ın 5. Senfonisi çalındı. İlk konserin milli bir Türk bestesi ile açılması, devletin kültür siyaseti açısından son derece önemlidir.
Yurt Dışına Gönderilen Gençler ve Türk Beşleri
1924 yılından itibaren musıki eğitimi görmek üzere Avrupa ülkelerine gençler gönderilmeye başlandı. Ekrem Zeki Ün, Ulvi Cemal Erkin, Necil Kazım Akses, Ferit Alnar ve Ahmet Adnan Saygun Avrupa’da eğitimlerini tamamlayarak yurda döndüler. Daha önce kendi imkanlarıyla eğitim alıp dönen Cemal Reşit Rey ile birlikte bu isimler, Cumhuriyet döneminin ilk besteci kuşağını, yani Türk Beşleri‘ni meydana getirdiler.
Ziya Gökalp’in “Milli musıkimiz, memleketimizdeki halk musıkisi ile Garp musıkisinin imtizacından doğacaktır” düşüncesine paralel olarak Atatürk de yeni musıki kültürünün halk musıkisinden kaynaklanması gerektiğine inanıyordu.
Evrensellik Hedefi ve Yaşanan Fikir Ayrılıkları
1928 yılında Sarayburnu’nda halka hitaben “Artık bu basit musıki, Türk’ün münkesif ruh ve hissiyatını tatmine kafi gelmez” diyen Atatürk, geleneksel musıkiyi sevmesine rağmen Türk musıkisinin dünyaya açılmasının büyük senfonik eserlerle mümkün olacağını vurguluyordu.
Bu yolun ilk örnekleri yurt dışında sergilendi. Cemal Reşit Rey’in çok seslendirilmiş “Dört Anadolu Türküsü” 1927’de Paris’te seslendirildi. Adnan Saygun’un “Op. 1 Divertimento” eseri de yine Paris’te ilk kez icra edildi. Yurt içinde ise Cemal Reşit Rey’in “Lüküs Hayat”, “Deli Dolu” gibi operetleri büyük ilgi görüyordu.
Atatürk’ün bizzat teşvikiyle Adnan Saygun tarafından hazırlanan ilk Türk operaları “Özsoy” ve “Taşbebek” 1934 yılında sahnelendi.
Bela Bartok ve Paul Hindemith Dönemi
1936 yılında Adnan Saygun’un davetiyle Türkiye’ye gelen Macar besteci ve araştırmacı Bela Bartok, Anadolu’da kapsamlı halk müziği araştırmaları yaptı. Bartok, Türk musıkisinin tarihi önemini vurgulasa da, zamanla Ankara’da Alman besteci Paul Hindemith’in görüşleri ağır basmaya başladı.
Hindemith’in evrensel ölçülere göre eğitim yapılması önerisi üzerine 1936’da Devlet Konservatuarı kuruldu. Zamanla halk musıkisi kaynaklarından yararlanan çağdaş milli musıki tezi geri plana itilerek, evrensel olma iddiasında, memleketin özünden kopuk bir eğitime yönelindi.
Sonuç: Cumhuriyetin Musıki Birikimi
Yaşanan tüm çalkantılara ve zaman zaman uygulanan yanlış politikalara rağmen, bağımsız ve çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’ni ifade eden bir musıki doğmuştur. Cemal Reşit Rey, Ahmet Adnan Saygun, Ulvi Cemal Erkin, Necil Kazım Akses ve Hasan Ferit Alnar’ın eserleri, ulusal çağdaş Türk musıkisinin temel taşlarıdır.
Onları takip eden Bülent Tarcan, İlhan Usmanbaş, Nevit Kodallı, Ferit Tüzün, Muammer Sun, Yalçın Tura gibi bestecilerle birlikte muazzam bir Cumhuriyet musıki birikimi ortaya çıkmıştır. Atatürk’ün musıki devrimiyle ulaşmak istediği nihai amaç; milli devletin varlığının korunmasında, çağdaş tekniklerle yoğrulmuş musıki aracılığıyla bir milli ruh ve memleket sevgisi yaratılmasıdır.
ÜNLÜ BESTECİLER ARŞİVİ için tıklayınız.










