Ülkeler ve Müzik Eğitimi

Ekleyen:
muzikveulkeler

“Almanya’da devlet ve eyalet yönetimlerinin yanı sıra yerel yönetimler de müzik eğitimi hizmetlerini vermede yetkili ve sorumlu kılınmışlardır. Bu durum kuşkusuz halkın geniş ölçüde müzik eğitim olanaklarından yararlanabilmesini hedefleyen anlayıştan kaynaklanmaktadır.” (Dr. Emel Arslangiray )[1]

Görülüyor ki ‘kültürleme, kültürlenme, kültürleşme’ yoluyla müzik kültürünün tüm süreçleri İşletiliyor. Farklı karakterlerdeki müzik okullarının bir bölümü devlet desteği altındayken, geliri olmayan diğer bölümü ise Müzik Okulları Birliği’ne bağlı olarak çalışmaktadırlar. Tüm Alman vatandaşları  -yabancı uyruklular da dâhil olmak üzere- bu okullardan yararlanabilmektedirler.

Çok ilginç bir rakamı yine Dr. Emel Arslangiray’ın bildirisinden alıyoruz: “Müzik Okulları Birliği’nin 1997 yılında yaptığı bir istatistik araştırmasına göre müzik okulu sayısı 981 (1995’te 1006), eğitim gören öğrenci sayısı 865.880 (1995’te 851.217), görev alan öğretmen sayısı ise 34.967 (1995’te 35.379)olarak tespit edilmiştir.”[2]

Müzik okullarında görev yapan öğretmen sayısının 1995 yılında 35.379 olması dikkat çekicidir (2011 yılındayız, bugün için öğretmen sayısı ne kadardır acaba?).

Farklı kategorilerde ki bu okullarda klavyeli, yaylı, telli, nefesli, vurmalı vb. bütün çalgıların eğitimi ile işitme eğitimi verilir. Müzik kuramları, müzik tarihi, estetik gibi derslerin yanında orkestra, oda müziği gibi toplu çalışmalar da bu kurumların-okulların temel müzik eğitimini oluşturur.

“Kültürler arası eğitim politikaları çerçevesinde Klasik, Yeni Müzik gibi geleneksel türlerin ve yöresel ağırlıklı halk müziğinin yanı sıra özellikle Avrupa dışı diğer ulusların müziklerini içeren dersler de açılmaktadır. Son zamanlarda dans, eğlence, jazz, rock ve pop gibi türlerin de programa alındığı, hatta plastik sanatlara, fotoğraf, film, video gibi görsel-işitsel iletişim çalışmalarına ve yazım sanatına da yer verildiği bazı müzik okulları ortaya çıkmaya başlamıştır. (Dr. Emel Arslangiray )”[3]

Amatör müzik eğitiminde özel ders veren öğretmenler Müzik Eğitimcileri Birliği’nin üyesidirler ve sağlık, sosyal ve yaşlılık sigortalarının yarısı devlet tarafından karşılanır.

“…Almanya’da çeşitli çalgı ya da vokal gruplarının üye olduğu yaklaşık 12.000 dernek bulunmaktadır. Tüm müzik derneklerinin yarısı, nüfusu 2000 dolaylarında olan yerleşim birimlerinde etkinlik göstermektedir. (Dr. Emel Arslangiray )[4]

Devletin ‘‘kültürleme, kültürlenme, kültürleşme’ süreçlerinde, ‘dinleyicinin eğitimi’ de düşünülmüş, bu görevi Halk Eğitim Merkezleri üstlenmiştir. Yıllık ve yarıyıllık olan eğitim programlarında müzik bilgisi, müzik tarihi, yapıt ve biçem-üslup inceleme gibi konulara yer verilmiştir. Eğitimci kadrosunu ise müzik okullarındaki eğitimciler ve müzisyenler oluşturur.

Dr. Emel Arslangiray’ın bildirisinden alıntıladığım diğer notlarda şunlar var:

“Müzik Okulları nasıl yaygın eğitimin temelini oluşturuyorsa Müzik Yüksek Okulları da mesleki müzik eğitiminin belkemiğini oluşturmaktadır. Hemen her alanda müzisyenlik mesleğine yönelik eğitim programlarına yer veren bu kurumlarda opera ve orkestra sanatçıları, solist sanatçılar, dans ve bale müziği sanatçıları, ilk ve ortaöğretim kurumları için müzik öğretmenleri, müzik okulları için uzman eğitimciler, müzikbilimciler, kiliseler için orgcular ve koro şefleri, sahne sanatları için teknik elemanlar ve işletmeciler ve kültür eğitim uzmanları yetişmektedir. Bazı müzik yüksek okullarında jazz, rock gibi popüler müzik alanlarında da eğitim olanaklarına yer verilmekte, bu alanlar için ayrıca sanatçılık ve öğretmenlik programları uygulanmaktadır. Müzik yüksek okullarının dikkate değer en önemli uygulaması, öğretmen yetiştirme program ve politikasında gösterir kendini. Bu okullarda ilk ve ortaokul müzik öğretmenliği için ayrı, lise dengi okullar için ayrı bölümler bulunmaktave dolayısıyla farklı düzeyde programlar uygulanmaktadır. Müzik okulları için ve mesleğini serbest olarak sürdürecek olan müzik öğretmen adayları için ise daha farklı eğitim olanakları sunulmaktadır. Müzik seminerlerine yer veren liselerle de sıkı bir iletişim ağı oluşturmuş bulunan müzik yüksek okulları, bu liselerin altıncı sınıfından (10-11 yaş grubu) başlamak üzere normal eğitimini alan yetenekli çocuk ve gençlere özel bir program çerçevesinde eğitim vermekte, onları yüksek müzik öğrenimine hazırlamaktadır.” (Dr. Emel Arslangiray)[5]

“Almanya’da müzik alanına yönelik farklı niteliklere ve işlevlere sahip çeşitli kütüphaneler bulunmaktadır. Bunlar: Halka Açık Müzik Kütüphaneleri, Kütüphane Müzik Birimleri, Bilimsel Müzik Kütüphaneleri, Müzik Yüksek Okulu Kütüphaneleri, Radyo-Televizyon Kütüphaneleri çeşitlilik gösterirler. Bunlara ek olarak özel alan kütüphaneleri de vardır. Başta Müzik Kütüphaneleri olmak üzere bu kütüphaneler, yaklaşık elli kadar ülkeden ikibin kütüphanenin üye olduğu Uluslararası Müzik Kütüphaneleri Birliği (AIBM-Association Intemationale des Bibliotheques Musicales) çatısı altında yer alırlar. Amerika Birleşik Devletlerinden sonra Almanya, 242 kütüphanesiyle ikinci sırada bulunmaktadır. Bu birlik her yıl farklı ülkede olmak üzere ulusal ve uluslararası konferanslar düzenlemektedir. (Dr. Emel Arslangiray)[6]

“1997 yılında yapılan bir araştırmaya göre küçük çalgı üreten atölye sayısı 100’ün üzerindedir. 37 orta işletme düzeyindeki firma, piyano üretmektedir. Oldukça uzun bir geçmişe sahip olan el yapımı çalgı üretimi endüstriyel üretimin birçok alanda yarattığı tehlikelerden hiçbir biçimde etkilenmemiştir. (…) Başta nota yayınları olmak üzere çeşitli konuları içeren ve birçoğu araştırmaya dayanan kitap, dergi ve kataloglarıyla birçok yayınevi, halkın müzik ve estetik kültürünü geliştirmesinde önemli rol oynamaktadır. Gerek kaliteli ve yeterli sayıda çalgı üretiminin gerekse yayınların müzik eğitiminde ne ölçüde etkili olduğunu 2,2 milyon dolaylarındaki çocuk, genç ve yetişkinin çalgı çalıyor olması, 3,2 milyon kişinin üyesi olduğu 60.000 koronun ve 21.000 orkestra ve çalgı grubunun üye olduğu 12.000 derneğin sürekli olarak etkinlik gösteremiyor olması açık bir biçimde gözler önüne sermektedir. Bunların dışında 90’ın üzerinde müzikli tiyatro, 140 dolayında profesyonel senfoni orkestrası, 1000 dolaylarında Müzik Okullarının etkinlikleri, kütüphaneler, müzeler ve sayısız müzik festivalleri, hem müzik eğitiminin hem de müzik ekonomisinin önemli aktörleri arsında yer almaktadır. (Dr. Emel Arslangiray)[7]

Yüzlerce yıllık müzik geleneği olan Çin’de, özellikle 1980’lerden büyük gelişmeler gözlenmektedir. 2000’li yıllara gelindiğinde Çinli sanatçılar, dünyanın önde gelen konser salonlarında çok başarılı konserler vermektedirler. Artık rahatlıkla, Dünya ve Batı müzik edebiyatının en önemli ve en zor yapıtlarını Çinli solistler ve orkestralar seslendirebilmektedirler. Elbette ki burada geleneksel kültürlerinin, evresel kültürlere açık olmasının yanı sıra, ciddi müzik eğitimi politikalarına ve uygulamalarına verdikleri önemi görmek gerekir.

Milliyet Sanat Dergisi’ndeki bir yazıdan alınan not çok ilginç: “Çin’de 1980’lerden itibaren klasik Batı Müziği konusunda ciddi bir atılım yaşanıyor, eğitim programları düzenleniyor, geleneksel Çin müzik aletlerinin yanında piyanonun, kemanın da sokağa inmesi için çaba harcanıyor. Tahmini olarak bugün Çin’de 70 milyon evde piyano olduğu38 milyonu çocuk olmak üzere en az 100 milyon Çinli’nin de iyi düzeyde piyano çalmayı bildiği söyleniyor. Bunda Broadwood, Woodchester, Bentley, Welmar gibi tanımış piyano üreticilerinin fabrikalarını Çin’e taşımasının ve Çin’in bir anda dünya piyano endüstrisinin çok önemli bir payını eline geçirmesinin de rolü var ama “Yeni Mozart Çin’den çıkacak” diyenler (ki bildiğim kadarıyla Evin İlyasoğlu bunlardan biridir), bunu yalnızca endüstriyel faktörlere ya da sermaye girişine bağlamıyor tabii ki. Kısacası, erhu, liuqin, konghu, houguan, santur gibi yüzlerce yıllık geleneksel müzik aletlerine sahip olan Çinliler artık, piyano ya da keman gibi Batılı müzik aletleri için de “Rengi değil, sesi önemlidir!” diye düşünüyor.”[1]

JAPONYA

Müzikteki büyük atılımlar Çin’den daha önce, Japonya’da başlamıştır. En önemli çalışmalar 1970’ler de Suzuki tarafından başlatılmıştır. Shinichi Suzuki’nin Japonya’da uyguladığı müzik eğitimi felsefesi ve metodu, tüm dünyada olduğu gibi bizde de kabul görmüştür. Metot başlangıcında keman eğitimi için geliştirilmiştir ancak, kısa bir süre sonra diğer çalgılara da (yaylı, klavyeli, telli, nefesli..) uyarlanmış ve yaygınlaşmıştır.

1972 yılında bu yöntemle mezun olan keman öğrencilerinin sayısı 2321’i bulmuş, 3000 çocuk aynı anda Bach gavot ya da Boccherini menuet, daha küçük bir grup da Mozart keman konçertosunu birlikte seslendirebilmektedir. 1973 yılında ortaöğretimde görev yapan tam 17.000 musiki öğretmeni bulunmaktaydı. Günümüzde Japon musiki eğitiminde farklı yöntemler kullanılmakta, kimi geleneksel lemoto yöntemini, kimi de Suzuki yöntemini kullanmaktadır. (Prof. Dr.Fırat Kutluk)”[2]

Kendisi müzikolog olan Doç.Dr. Yetkin Özer, bildirisinin bir bölümünde Japonya için şu bilgileri veriyor: “…bir Uzakdoğu ülkesi olmasına karşın, uluslar arası sanat musikisi alanında bugün Avrupa ülkeleriyle bile yarışacak duruma gelen Japonya’dır. Japonya’nın bugünkü duruma ulaşmasını sağlayan atılımlar 1868’de ülkenin her bakımdan Batıya açılmasını amaçlayan ve “Meiji Onarımı” diye bilinen dönemde başlatılmıştır. Osmanlı İmparatorluğunda da olduğu gibi, Japonya’da yeni musikinin benimsenmesi doğrultusunda ilk girişim orduya bağlı birbandonun kurulması olmuştur. Ama hemen birkaç yıl sonra eğitim dizgesi de yeniden düzenlenip, musiki eğitimi Avrupa örneklerine uygun olarak biçimlendirilmiştir. İlk musiki akademisi geleneksel Japon musikisi ve uluslararası sanat musikisi dallarında eğitim vermek üzere 1887’de Tokyo‘da kurulmuş ve ilk musiki dergisi 1890‘da yayınlanmaya başlamıştır. / Geçen yüzyılın sonlarında oluşturulan bu çekirdeğin gelişmesi 2’nci Dünya Harbinden sonra daha da hızlanmış, teknolojinin de gelişmesi doğrultusunda Japonya’nın çalgı üretimi Avrupa’yla boy ölçülebilecek düzeye gelmiştir. Ayrıca elektronsal musiki alanı 2’inci Dünya Harbinden sonra Avrupa’da yeni yeni ilgi görmeye başlarken, 1955’de Tokyo’da da Japonya’nın ilk elektronsal musiki stüdyosukurulmuştur. Bunun ardından kurulan Japon Çağdaş Küğ Derneği’nin üye sayısı 1970’li yılların başında 200‘e yaklaşmıştır. (Doç.Dr. Yetkin Özer)[3]

MACARİSTAN

Macaristan, Müzik Eğitimi konusunda dünyanın öncü ülkelerindendir. Geleneksel Macar ezgilerine bağlı olan -besteci, etnomüzikolog, eğitimci, dilbilimci ve filozof-Zoltan Kodaly, aynı zamanda oluşturduğu Müzik Eğitimi Sistemiyle de tanınır. Macaristan için, Mahir Dinçer’in bildirisinden şu notu alıntıladım: “…1983 yılı verilerine göre 1500 adet koro vardı. Buna çalgı toplulukları, gençlik orkestraları gibi topluluklar dâhil değildi. Orada edindiğim bilgilere göre yalnızca çocuk korolarında müzik yapan çocukların sayısı 75 000 idi. Macaristan’ın nüfusunu göz önüne aldığımızda buradaki müzik potansiyeli hakkında sanıyorum bu bize bir fikir verir ve bunda en başta gelen etkilerden biri de eğitimde bunu sağlam temellere almış olmaları, Zoltan Kodaly’ın oluşturduğu sistemde gitmeleridir. (Mahir Dinçer)[4]

POLONYA

Piyano müziği denildiğinde akla gelen en önemli bestecilerden biri, Frederic Chopin (1810 – 1849). Sadece Chopin bile bu ülkedeki köklü müzik geçmişini anlatmaya yeterli olmaktadır. Ülkenin Müzik Eğitimi’ne bakışını yine Mahir Dinçer’den alıntılayalım: “Polonya’da sanat eğitimi 19. yüzyılda kurulmuş olan sanat okullarına kadar uzanan oldukça uzun bir gelenek ve deneyime sahiptir. 1945’den sonra gerek öğretim metodunda gerek müfredat programlarında günü koşullarının getirdiği çağdaş değişiklikler yapılmıştır. Profesyonel sanatçıların yanı sıra amatör sanatçılara eğitim veren okullar oluşturulmuştur. Müzik eğitimi gören bir öğrencinin ilk ve ortaokuldaki eğitiminin 13 yıl sürdüğü Polonya’da ilkokullar “Meslek Okulu” olamamakla birlikte, pek çok alanda ileriki yıllarda yapacağı meslek eğitiminde temel bilgi ve eğitimin verildiği okullardır.”[5]

Prof. Ersin Onay’ın Polonya’daki Müzik Eğitimi için verdiği bilgilerde şunlar var: “Polonya’da ilgililerden alınan bilgilere göre, güzel sanatlara bağlı dallarda eğitim gören öğrenci sayısı 69.000’dir. Bu öğrencilerin yarısı müzik öğrenimi yapmaktadır. I. Kademe eğitim düzeyinde müzik eğitimi yapan kurumların sayısı (15’i Varşova’da olmak üzere) 200 civarındadır. Müzik lisesi sayısı 80’dir. Değişik şehirlerde sekiz müzik akademisi bulunmaktadır. Tüm yükseköğretim kurumlarında yaklaşık 3500 sanatçı adayı öğrenim görmektedir. Her yıl 600 civarında mezun verilmektedir. Ayrıca her derecede müzik öğretmeni yetiştiren 20 kadar kurum bulunmaktadır. Ses mühendisliği, müzik pedagojisi, müzik sosyolojisi gibi alanlar için ayrı fakülteler bulunmaktadır. Bir fakülte de hafif müzik için kurulmuştur. (Prof. Ersin Onay)[6]

ALMANYA

Doç. Dr. Nesrin Kalyoncu bildirisinde Alman Müzik Eğitimi’yle ilgili şu bilgileri veriyor:

“Öğrenim süreleri eyaletlere göre 2-5 yıl arasında değişen bu okullarda, müzik dal öğrenimi bulanmamaktadır. Orff anlayışında Müzik ve Hareket Eğitimi, genel sağlık eğitimi, medya eğitimi, ahlak eğitimi vb. gibi, anaokulu eğitimcilerinin donanım kazanması gereken alanlardan birisidir. Bununla birlikte Almanya’da erken müzik eğitimi üzerinde titizlikle durulmaktadır. İsteğe göre anaokuluna paralel olarak gidilebilecek müzik anaokulları/sınıfları ve erken müzik eğitimi kuruluşları bulunmaktadır. Çocuklar, Orff-Schulwerk gibi elementer müzik eğitimi yaklaşımlarının uygulandığı bu kuruluşlara bebeklik döneminden itibaren kabul edilmektedirler.”[7]

“Müzik öğretmenliği eğitimi programları, ilk ve orta dereceli okullar için ayrı olarak oluşturulmaktadır. Bazı üniversitelerde, engelli ve öğrenme güçlüğü olan öğrenciler için Özel Eğitim Müzik Öğretmeni yetiştiren programlar da mevcuttur. / Müzik derslerinin ortalama 1-2 saat olduğu ilkokullar için müzik öğretmenleri, 6-8 dönemlik bir öğrenime tabi tutulmaktadırlar. / Müziğin 10. sınıfa kadar zorunlu bir ders olduğu Ortaöğretim-I kademesindeki Ortaokul, Esas Okul, Entegre Okul için de ayrı müzik öğretmenliği programları oluşturulmaktadır ve öğrenim 6-8 dönemdir. / Alman liselerinde müzik dersi zorunludur ve 2-3 saattir.Müzik liselerinde üst sınıfların Abitur branşı olarak seçilecek ise, ders haftada 5-6 saate çıkar ve ses ile çalgı çalışmalarını da kapsar.(20) Yaygın olarak müzik yüksek okullarında verilen lise müzik öğretmenliği eğitimi, günümüzde bazı üniversitelerde de yürütülmektedir ve ortalama 8-10 dönemdir.”[8]

Müzik Öğretmenin yetiştirilmesindeki biçimlenme özellikleri ise şöyle düşünülmüş: “Çeşitli okulların öğretmen adayları, 2-3 ders alanında uzmanlaşmakta (örneğin Müzik+Matematik), müziği ana veya yan alan olarak seçebilmektedirler. Bu programlarda, ilgili öğretim kademesinde yürütecekleri müzik dersleri için müziksel, pedagojik ve bilimsel temel oluşturmaları ve bunları müzik derslerine yansıtabilecek donanıma sahip olmaları amaçlanmaktadır. Buna göre,  verilen dersle müzik alan bilgisi, müzikbilim, müziksel performans, müzik pedagojisi ve müzik didaktik alanlarından seçilmektedir ve okul uygulamalarını da içermektedir. Okul düzeyi yükseldikçe öğrenim içerikleri de yoğunlaşmaktadır; ilkokul müzik öğretmenliği programında müziksel performans ve öğretme yeterlilikleri merkeze alınırken, lise müzik öğretmenliği programları oldukça kapsamlıdır. (Doç. Dr. Nesrin Kalyoncu)[9]

[1] Tunca Arslan / Pekin, Milliyet Sanat, Ağustos 2006, s. 24.

[2] Kültür ve Turizm Bakanlığı, Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü, I. MÜZİK KONGRESİ, Bildiriler, Ankara, Evren Ofset, 1988, s. 189.

[3] A.g.e., s. 191

[4] A.g.e., s. 451

[5] A.g.e., s. 446

[6] A.g.e., s. 124

[7] A.g.e., s. 122

[8] A.g.e., s. 125

[9] A.g.e., s. 124

[11] Müzik Sanatımız ve AB Süreci, Baskı: Rekmay Ltd. Şti., Ankara 2006, s. 84.

[12] A.g.e., s.87

[13] A.g.e., s.87

[14] A.g.e., s. 89

[15] A.g.e., s. 90

[16] A.g.e., s. 93

[17] A.g.e., s. 93

[Not: ‘Müzik Eğitimi ve Ülkeler’ başlıklı yazının bu bölümünü, Dr. Emel Arslangiray’ın bildiri metninden derledim. Saygıyla anıyorum.]

Şubat/2011/Safa Olgun

Kategori:
Genel · Müzik Eğitimi

Yorumlar