Cumhuriyet Dönemi Sanatçılarımız

Ekleyen:
Bando2

Öğrenimlerini devlet adına yurtdışında yapan birinci kuşağı oluşturan besteci, yorumcu, eğitimci ve araştırmacılar, Türkiye’de müzik yaşamının Ulu Önder Atatürk’ün öngördüğü hedefler doğrultusunda yeniden biçimlendirerek canlanmasında, yönlendirilip gelişmesinde çekirdek kadroyu oluşturarak çok önemli görevler üstlenmişlerdir (Uçan, 1994: 50). Birinci kuşak Türk bestecilerinden Ekrem Zeki Ün (1930), Ulvi Cemal Erkin (1930), Hasan Ferit Alnar (1932), Ahmet Adnan Saygun (1931), Necil Kazım Akses (1934) (Tablo5) yıllarında çeşitli Avrupa ülkelerindeki müzik eğitimlerini tamamlayarak tekrar yurda dönüşlerinde Ankara Musiki Muallim Mektebi ‘nin öğretmen kadrosuna katılmışlardır (Baltacan, 2006: 9). Bu sanatçılar Türk müzik tarihinde “Türk Beşleri” olarak anılmışlardır. Eserlerinde genellikle batı müziği ilkeleri ile halk müziğinden gelen öğeleri birleştirmişlerdir (http://www.istanbullife.org, 9/8/ 2005). Türk Beşleri olarak nitelenen grubun diğer üyesi Cemal Reşit Rey, 1913 yılında Kamil paşa kabinesindeki dâhiliye nazırı olan babasının Paris’e yerleşmesi sonucunda eğitimini ailesinin yanında gerçekleştirmiştir (Sağlam, 2001: 32). Cemal Reşit Rey 1923 yılında yurda döndükten sonra Cumhuriyet yönetiminin kuruluşundan hemen sonra tekrar düzenlenen İstanbul konservatuarında piyano ve kompozisyon öğretmeni olmuştur (Tamer, 2002: 48). Yurtdışı eğitimlerini tamamlayarak yurdumuza dönen sanatçılar, müzik eğitimi alanında başta Paris, Viyana ve Prag’ta elde ettikleri bilgi ve birikimi olağanüstü bir gayretle göreve başladıkları müzikle ilgili kurumların hizmetine sunmuşlardır. Başta Musiki Muallim Mektebinin kurulduğu yıllardan başlayarak daha sonra kurumlaşan Gazi Terbiye Enstitüsü Müzik Bölümü, Ankara Devlet Konservatuarı, Ankara Radyosunda görev almışlardır. Çeşitli müzik dergilerinde (Orkestra Dergisi, Opus Dergisi) yazmış oldukları makaleleri yayınlamışlardır. Müzik öğretmeni yetiştirmede Gazi Terbiye Enstitüsünde Cezmi Rıfkı Erinç, Fuat Koray ve Halil Bedi Yönetken, müzik öğretmenlerini yetiştirmişlerdir. Özellikle Halil Bedii Yönetken, 1937- 1957 tarihleri arasında Ankara Devlet Konservatuarında folklor araştırmacısı olarak derleme gezilerine katılmıştır. Ulu Önder Atatürk’ün milli müzik konusundaki görüşlerinden hareket ederek oluşturulan ilk çoksesli eserler, daha çok halk ezgilerimizin Batı’da kullanılan belli başlı besteleme teknikleriyle çok seslendirilmesi biçiminde ortaya çıkmaya başlamıştır. Halk ezgileri ve makamsal müziğimizin geleneksel öğelerinin kullanıldığı özgün eserler bestelenmiştir. Genelde Fransız izlenimci yazı tekniğinin kullanıldığı bu ilk eserlere örnek olarak; Cemal Reşit Rey’in “On iki Anadolu Türküsü (1926)”ve  “Enstantaneleri (1931), Ulvi Cemal Erkin’in “Beş Damla” (1931) ve “Köçekçeler” (1943) ile Saygun’un “İnci Kitabı (1934)”, Necil Kazım Akses’in “Minyatürlerini” (1934) sayabiliriz (Altınay, 2004, Gedikli, 1989: 36). 1934 yılında ilk olarak memleket çapında önemli olan sanat gösterileri yapılmaya başlanmıştır. Çoksesli müzikte öncü olarak yetiştirilen bestecilerden Ahmet Adnan Saygun ve Necil Kazım Akses’in bestelemiş oldukları ilk üç ulusal opera, Halkevi salonunda oynanmıştır. Ulu Önder Atatürk’ün direktif ve yardımları ile bestelenen operalardan ilki İran Şahı Rıza Pehlevi’nin Türkiye ziyareti sebebi ile hazırlanmıştır. Ahmet Adnan Saygun’nun bestelemiş olduğu 3 perdelik “Özsoy Destanı Operası” 19 Haziran 1934 günü akşamı Ankara Halkevinde – Ulu Önder Atatürk, İran Şahı Rıza Pehlevi ve devletin protokolün huzurunda- sahneye konmuştur (Özgüden, 1984: 78). Ulu Önder  Atatürk’ün İstiklal Savaşında Ankara’ya  gelişinin 15. yıldönümü  nedeniyle, Adnan Saygun’nun bestelemiş olduğu 1 perdelik “Taşbebek Operası, 27 Aralık 1934 günü akşamı, Ankara Halkevi Sahnesinde ve Necil Kazım Akses’in bestelemiş olduğu “Bayönder Operası” da 28 Aralık 1934 günü akşamı, Ahmet Adnan Saygun’nun yönetimi altında Ankara Halkevi Salonunda ilk kez oynanmıştır.

1934- 1935 ders yılında, Musiki Muallim Mektebi’nde kurulmuş bulunan devlet konservatuarı sınıflarında, müzik sanatının bütün dallarında olduğu gibi opera ve tiyatro alanlarında da çalışmalara başlanmıştır. Bu bölümlerin yapılandırılması için batıdan birçok yabancı uzman (Carl Ebert, Dr. Ernst Preatorius, Georg Markowitz, Schösinger, Friedl Böhm) ülkemize davet edilmiştir. Müzik sanatının çeşitli kollarıyla ilgili olarak yayımlanan eserlerle, ön planda temel eğitim eserlerini içeren bir kitaplık oluşturulma çalışmaları başlanmıştır. Müziğin değişik dalları ile ilgili kitap ve yazılarla, müzik pedagojisi ile ilgili eserlerden oluşan kitaplığın kurulmasına başlangıçta emeği geçen devlet konservatuarı eğitimcileri Halil Bedii Yönetken, Mahmut Ragıp Gazimihal, Ahmet Adnan Saygun ve Cevad Memduh Altar (Tablo 5) dır (Tamer, 2002: 41). Türk Beşlerinin her üyesi başlangıçta Atatürk’ün müzik devriminin öncüleri olarak “ulusalcı” bir kavrayıştan yola çıkmışlardır. Yerel müziğimizin renklerinden yararlanmışlardır. İlk kuşak bestecilerimizden Türk Beşlerinin her üyesi halk ezgilerinin derlenmesi, notaya aktarılması, incelenip değerlendirilmesi Türk müzik tarihine önemli bir kaynak oluşturacak eserlerin kazanılmasında yardımcı olmuşlardır. 17 Ağustos 1937 tarihinde başlayarak eylül ayına kadar bir buçuk ay süren ilk derleme gezisine, Hasan Ferit Alnar, Necil Kazım Akses, Ulvi Cemal Erkin, Halil Bedii Yönetken ve teknisyen Arif Etikan katılmışlardır. I.Derleme gezisine katılan grup Sivas, Elazığ, Erzincan, Erzurum , Gümüşhane, Trabzon ve Rize illerinde 588 ezgiyi derlemişlerdir. 1938 yılında ikinci derleme gezisi iki ayrı grup tarafından yapılmıştır. Bir buçuk ay süren derleme gezisinin Ferit Alnar, Cevad Memduh Altar ve Halil Bedii Yönetken ve Tahsin Banoğlu’ndan oluşan ilk grup Kütahya, Afyon, Aydın, İzmir, Manisa, Balıkesir illerini tarayarak 603 ezgiyi derlemiştir. Ulvi Cemal Erkin, Muzaffer Sarısözen, Nurullah Taşkıran ve teknisyen Arif Etikan’dan oluşan ikinci grup Malatya, Diyarbakır, Urfa, Gaziantep, Maraş ve Adana illerini tarayarak 735 eseri derlemişlerdir (Derleme gezileri, http://www.turkuler.com/thm/derlemegezi.asp, 19/ 06/ 2007).Ekrem Zeki Ün,  batının bilimine ve tekniğine dayanan müziğini öğrenme şeklinde başlayan ve daha sonra bu bilimsel müzikten yaralanarak yaratılan çoksesli çağdaş müziğinin gelişimini iki temel üzerinde oturtarak şöyle demiştir: “Folklor kaynaklarına dayanan ve besteciye bu hava içinde kendi rengini, kişiliğini yansıttığı müzik, diğeri ise bütünüyle yeni araştırmalara dayanan müzik anlayışı” (Ün, 1977: 127). Cumhuriyet döneminde ortaya çıkan, çoksesli çağdaş müziği gerek eğitim kurumları açısından, gerekse çağdaş Türk müzik eğitimcilerinin yetiştirilmesi açısından önemli olduğunu belirtmiştir, Çağdaş müzik eğitimine vermiş olduğu önemi, eğitimsel amaçlı kitaplarda (Liselerde Müzik) ve eserlerde yazmıştır. Eğitimciliğinin yanı sıra orkesta şefliği, besteciliği, keman solistliği ve keman eğitimciliğinde başarılı olmuştur (Bulut, 1994: 13). Ulvi Cemal Erkin, bestelerinde Anadolu müziğinin dokusunu, batı tekniğinin çağdaş kalıpları içinde ustalıkla birleştirmiştir. 1930 yılında ülkemizin müzikte kültürel değişimi döneminde, hem eğitim hem de müzik alanında önemli katkıları olmuştur. Eserlerinde Beş Damla (1931) adlı piyano eseri, Köçekçeler (1943)  Türk makamlarına ait ezgileri alarak batı müziğinin farklı melodi yapılarını kullanarak asıl makamın farklı renklerini yaratmıştır. Ankara Devlet Konservatuarında kompozisyon eğitimcisi olarak 2. kuşak Türk bestecilerinin yetişmesini sağlamıştır. Şan ve Orkestra eserleri Bülbül ve Ayın on dördü (1932), Yedi Halk Şarkısı (1936), Koro eserleri Halk Şarkıları (1936), Orkestra eserleri İki Dans (1930), Bayram (1934), 1. Senfoni (1944), 2. Senfoni (1948), 1. Piyano Konçertosu (1942), Keman Konçertosu (1947), Solo ve çalgı eserleri, Oda müzikleri, piyano eserleri vardır. Ulvi Cemal Erkin konservatuar ve opera orkestralarının şefliğini yapmıştır. Aynı zamanda Necil Kazım Akses ile birlikte opera literatürünün bir çok eserini Türkçeye çevrilmesini sağlamıştır (http://tr.wikipedia.org/wiki/Ulvi_Cemal_Erkin, 25/ 06/ 2007). Necil Kazım Akses’in Ulu Önder Atatürk’ün müzikte gerçekleştirmek istediği kalkınmayı inanarak şöyle demektedir: “Cumhuriyet Türkiyesi’nin başlangıç yıllarında tek bir amaç çerçevesinde toplandık. Ulusal değerlerimizi ve güzelliklerimizi yaşatan eserlerimizle uluslar arası değerlere ulaştık.” (Göğüş, 1993: 40). Necil Kazım Akses bestelediği eserlerin anlatımı, karmaşık, yoğun akorlarla, uzun soluklu ezgilerle gerçekleştirmiştir. Besteciliğinde olduğu gibi, eğitimciliğinde de sürekli yenilikler arayışında olmuş, yetiştirdiği kompozisyon bölümü öğrencilerine ve İkinci kuşak Türk bestecilerine (Ferit Tüzün, Nevid Kodallı, Bülent Arel vs.) geniş dünya görüşünü aşılamıştır (Eriç, 1987: 53, Kodallı, 1979). Necil Kazım Akses,  sahne için Bay Önder (Türk Destanı, 1934), Mete Operası (1933), Ankara Kalesi (1942), Çiftetelli (1934), Minyatürler (1936), Çok seslendirilmiş Türküler (1936), Timur Operasını (1956), Koro ve ses yaratıları, 15 orkestra eseri, 4 konçerto ve solo şarkılar, oda müziği ve piyano için bestelediği eserleri vardır (Göğüş, 1993: 77- 81). Hasan Ferit Alnar, eğitimi geleneksel Türk sanat müziğinin içinden gelerek yurtdışı eğitimini Viyana Müzik Akademisi’nde tamamladıktan sonra yurda dönmüştür. İstanbul Şehir Tiyatrosu müzik şefliğine ve belediye konservatuarı armoni öğretmenliğine atanmıştır. Sarı Zeybek Opereti (1932), Yalova Türküsü (1932) Atatürk’ün huzurunda İstanbul’da sahneye konulmuştur. İlk Türk flimi İstanbul Sokaklarında (1930)’ nın müziklerini yazmıştır. Hasan Ferit Alnar’ın eserlerinin yapısı bilinen müzik kurallarına, melodi ve ritim yönünden ise genellikle geleneksel Türk müziğine ve halk müziğine dayanır. Hasan Ferit Alnar’ın ilk eserlerinde ise ağırlıklı biçimde geleneksel müziğimizin makamları hâkimdir. Örneğin: Oyun Havaları (1932), Sekiz Piyano Parçası (1935), İki Sesli Türküler (1936), İstanbul Suiti (1937), Viyolonsel Konçertosu (1943), Kanun Konçertosu (1944), Prelüd ve İki Dans (1945) eserleri en önemlileridir (Okyay, 1999: 130). 1936 yılından itibaren Ankara Devlet Konservatuarında müzik tarihi, armoni, kontrpuan, besteleme ve orkestra yönetimi alanlarında bir çok öğrenci yetiştirmiştir. Bestecilik ve şeflik alanında ikinci hatta üçüncü kuşak Türk bestecilerinin (İlhan Usmanbaş, Sabahattin Kalander, Kemal İlerici, Muammer Sun, Hikmet Şimşek, Çetin Işıközlü, Faik Canselen) yetişmesini sağlamıştır (Oktay, 1999: 125). Ahmet Adnan Saygun’un, çoksesli Türk müziğinim üzerindeki düşünceleri şöyledir: “Sanat her zaman, kökü içerden çıktığı toprağa bağlı kaldıkça gelişmiştir. Çoksesliliği, müziğe tabiat ve fizik kanunları getirmiştir. Halk müziğimizde, ilkel olarak çoksesliliğe ve armoniyi benimseyen bir arayış sezilir. Musikimiz içinde paralel olarak bir değişim kaçınılmazdır”

Bu yazıyı beğendiniz mi?
  • İnanılmaz
  • Çok İyi
  • Üzgün
  • Sinirli
  • Sıkıcı
  • Yaani

Yorumlar

Paylaşım